Evet, belki çok daha farklı ve içimdeki duyguyu daha az ortaya çıkaran bir başlık kullanmalıydım,ama elime bugün ulaşan dünya üzerindeki ilk ve tek kitabımın ilk nüshasını bir de Amazon’da arayıp da görünce ‘sevinçli bir telaş’ idi yaşadığım. Doğrusu uzun zamandır hiç bir şey de beni böyle sevindirmemişti desem yeridir.
1969 yılında aya ayak basan ilk ölümlü olduğunda tam tersini söylemişti Neil Armstrong. Benim aya ya da uzaya gittiğim yok. Aslında günlük koşuşturmaca ve harala gürele içinde çok kayda değer bir iş yapabildiğimi bile düşünmüyorum,ama dün artık küçük de olsa benim de şu dünyaya bırakacağım kalıcı bir eserim oldu!
Üniversite sınavına girerken yapacağımız tercihlerin (bizim zamanımızda-bu ifadeyi kullandığıma inanamıyorum- önceden yapılırdı tercih) hayatımızı ne derece şekillendirdiğini ancak sonradan anlıyoruz galiba.Zira üniversiteye başlarken İstanbul’dan ayrılan ben hala tam olarak,uzun süreli dönemedim hayatta kendimi en çok evde hissettiğim yere. Uzun süre göçebe yaşayınca da hep gittiğim yerlerde kişisel eşyalarımdan bazılarını bırakmak zorunda kaldım. Ankara’da ancak 1,5 yılım geçtikten sonra burada nispeten kalıcı olduğumu düşündüğüm için de artık annemlerin evinde hiç bir şeyim kalmasın, daha doğrusu artık her şeyim tek bir çatı altında toplansın isteği oluşunca kaç yıl önce sakladığım günlüklerim çıktı ortaya!
Malum ara ara Today’s Zaman’da op-ed yaziyorum. Ciddi siyaset terminolojisi sozkonusu oldugunda Ingilizce daha rahat yazdigimi bile soyleyebilirim. Bu da Ingilizce egitim gormenin bir handikapi olsa gerek, ama her yazdigimda keske bu isi duzenli olarak ve daha cok yapsam diyorum…
Bu isim bana dune kadar bir sey ifade etmiyordu. Bundan sonra ise aklimda Amerika icinde gordugum belki en ilginc dunyalardan biri olarak kalacak. Tam anlamiyla hani boyle Richard Gere-Julia Roberts filmlerinde rastlanacak cinste kucuk bir kasabanin adi Jim Thorpe.
Bugün Boğaz’dan arabayla trafiğin sakin olduğu bir saatte geçerken insan İstanbul’da ama İstanbul’da azıcık da olsa insana sayfiye hissi veren bir semtte,hatta sokakta yaşamalı dedim.
Eğer kafamdan geçen konuları, bu konuda illa söz söylemeliyim, tarihte bir yerlere küçük de olsa iz bırakmalıyım dediğim şeyleri yazmak için daha az yorgun, daha az meşgul, daha az uykusuz ya da keyifsiz olduğum bir zamanı beklersem galiba blogumla aram iyice açılacak. Bir zamanlar gözü sevdiğinden başkasını görmezken işkolik olanlar gibi hissediyorum bloguma karşı kendimi. Halbuki en zor, en yalnız zamanlarımda o vardı hep yanımda…
İlk gösterime girdiğinde hak ettiği ilgiyi göremeyen bu filmi ben aslında en başından beri merak etmiştim. Merakıma rağmen öyle yüksek bir beklentim de yoktu aslında filmden. Hoş, zaten hayatta mutsuz olmamanın yolu da bu galiba. Beklentileri asgari tutmak,ama bunu yaparken sonuçları iyileştirmek için kendine düşen pay varsa onu yapmak. Neyse,bu ayrı bir konu ve zaten benim de üzerinde çalışmaya ihtiyacım var,ama test ettikçe doğruluğunu görüyorum.
Bu resmi internetle biraz haşır neşir olanlar ya hümanist içerikli bir slideshowun parçası olarak ya da yardımlaşma içerikli bir email mesajında bir şekilde görmüşlerdir. Ben bir gazete haberi nde ikinci kez rastlamış olsam da üzerimde bıraktığı sarsıcı etki aynı oldu.Bir çok kelimeye birden karşılık gelecek bunun gibi kaç tane kare daha vardır bilinmez. Zaten bu fotoğrafın gücü de burada.Fotoğrafın evrensel bir tarafı olsa da insan bu teyzenin kendi ülkesinde olduğunu bilince daha bir etkileniyor nasıl bir hayatı olduğunu tahmin edebilince.
Bizde her sorunun temeli eğitimsizlikle açıklanıyorsa çözümü de eğitimle açıklanır. Cem Yılmaz da çok güzel dalga geçer zaten bununla ‘eğitim şart’ ifadesini kendine has tarzıyla kullanarak.
Evet,taşınmamız büyük ölçüde bitti. Nasıl beğendiniz mi yeni halini? Yorum ve önerilere her zaman açığım biliyorsunuz. Bundan sonra web sitemi ihmal etmemek niyetim. Kısa ve öz de olsa paylaşacağım ilk dönemlerde olduğu gibi her konudaki fikir ve tepkimi.Sizden gelecek yorumlarla daha iyi olacak her şey. Bekliyorum…